×

Gamfed Türkiye Kaptanı Öykü Şakiroğlu yazıyor :

Son makaleler

Gamfed Türkiye Kaptanı Öykü Şakiroğlu yazıyor :

Korkuyu Satın Alıyoruz : Lunaparklar, Ekstrem Sporlar ile Oyunlaştırma

Aranızda roller coaster’a binen oldu mu? Binenler o ilk yokuşu hatırlayacaktır: zincirin tıkırtısı, yavaş yavaş yükselen tren, midedeki o adını koyamadığınız gerginlik türü duygu… Tam tepeye vardığınız, düşüşten hemen önceki o birkaç saniye… Kalbiniz hızlanır, gözleriniz kısılır ve aklınıza aynı soru gelir: “Ben neden buradayım?”

Oysa kimse sizi zorla bindirmedi. Sıraya kendi isteğinizle girdiniz, üstelik bilet parası bile ödediniz.

Ve o biletle aslında bir korku satın aldınız çünkü bu korkunun güvenli olduğunu biliyorsunuz. 

Lunaparkın bütün sihri bu çelişkide yatar: hız, yükseklik ve serbest düşüş hissi var ama risk mühendislikle neredeyse sıfıra indirilmiş. Beyin de bunu “tehlike var ama kontrol bende değil, güvendeyim.” diye işaretler ve korku, böylece zevke dönüşür. Psikolog Michael Apter’ın “koruyucu çerçeve” dediği şey tam olarak budur. Apter bu çerçevenin, normalde olumsuz olan yüksek uyarılmayı hoş bir duyguya dönüştürdüğünü savunur.

Lunaparklar ve ekstrem sporlar ilk bakışta birbirinden uzak görünür: biri mühendislikle güvence altına alınmış bir eğlence endüstrisi, diğeri gerçek ve kısmen bireysel olarak yönetilen bir risk alanı. Ancak her ikisi de katılımcıya korku, heyecan ve ardından gelen rahatlama döngüsünü bilinçli olarak sunar.

Ekstrem sporlar duyguyu çok daha ham biçimde verir. Daha az kontrollü ve daha gerçek. Birçok ekstrem spor, lunapark mantığının “gerçek dünyaya taşınmış” hâli gibi çalışır. Bungee, paraşüt ve zipline gibi aktiviteler tam da iki dünyanın kesiştiği yerdir. Lunaparklar da doğadaki ekstrem sporcuların aradığı adrenalin, risk ve baş dönmesi gibi ilkel oyun dürtülerini kentsel alanda, mekanik ve teknolojik olarak oyunlaştırılmış bir pakette kitlelere sunar.

İşin bir diğer ilginç yanıysa, iki dünyanın oyun tasarımının temel öğelerini ortak kullanıyor olması.

Zorluk kademeleri: Çocuk treninden dev roller coaster’a geçmek, yeşil pistten siyah pistte kaymaya geçmekle aynı mantıktır. Her basamak bir sonrakinin kapısını açar.

Hak etme hissi: Boy sınırının önünde sırada beklerken “Bir gün buna ben de bineceğim.” diye düşünen çocuk aslında seviye atlamayı bekliyor. Dalışta ya da paraşütte lisans basamakları da aynı işi görür.

Rozet ve statü: “Ben o trene bindim.”, “Ben o dalışı yaptım.” cümleleri birer rozet gibi çalışır. Ekstrem sporlarda bu daha resmidir: sertifikalar, seviyeler, kayıtlı rekorlar.

Anlık geri bildirim: Hız, yükseklik, G kuvveti, kamera kaydı, spor saatinin verileri… Hepsi skor tablosunun gerçek hayattaki karşılığı.

Sosyal paylaşım: Fotoğraf, video, liderlik tabloları ve topluluklar.

Bu deneyimlerin neden bu kadar çekici olduğunu açıklayan birkaç kavram da var.

Flow(Akış) hali: Zorluk ile beceri dengelendiğinde zamanı unutursunuz. Roller coaster’da beceri gerekmez ama dikkat tamamen o ana kilitlenir. Ekstrem sporlarda ise beceri ile zorluk gerçekten dengelendiği için flow daha derindir.

İlginç bir not: flow kavramının babası Mihaly Csikszentmihalyi, bu fikri tırmanıcılar, dansçılar ve satranççılar üzerinde çalışırken geliştirdi. Yani flow, daha doğarken ekstrem spor örnekleriyle yoğrulmuş bir kavram.

Dopamin ve beklenti: Dopamin yalnızca ödülde değil, en çok beklentide salgılanır. Sırada beklemek ve yokuşu tırmanmak gerilimi kurar, iniş sonrası gelen rahatlama onu ödüle çevirir. Gerilim, doruk, ödül: iyi tasarlanmış her oyunun yapısıdır.

Optimal uyarılma: Herkesin rahat hissettiği bir heyecan seviyesi var. Heyecan arayanlar o seviyeye ancak yüksek uyarımla ulaşır.

Oyunlaştırmanın temel mekanizmalarından biri, gerçek yaşamda kaçınılan olumsuz durumları güvenli parametreler içine oturtmaktır. Ekstrem sporlarda hata payı doğrudan yaralanma veya ölüm riski taşırken, lunaparklar mekanik ve teknolojik altyapıları sayesinde bu “ölüme yakın risk alma” duygusunu tamamen güvenli bir simülasyona çevirir.

Kısacası; Lunaparklar ve ekstrem sporlar, risk düzeyleri farklı, kontrollü risk üzerine kurulu oyunlaştırılmış deneyim sistemleridir.

Günümüzde modern lunaparklar sanal gerçeklik, interaktif skor sistemleri ve oyun temalı alanlarla bu durumu bilinçli olarak güçlendiriyor.

Toy Story Mania (Disney) ziyaretçilerin 3D gözlüklerle ekranlara nişan aldığı bir oyun alanı. Skorunuz ve rakibinizin skoru anında görünüyor.

Men in Black: Alien Attack (Universal) araçta nişan alıp uzaylı vurduğunuz bir yer. Aldığınız puanı bir puan tablosuna yazıyor.

Asıl dönüm noktası ise Super Nintendo World. Girişte bileğinize takılan Power-Up Band, uygulamayla çalışıyor: alandaki bloklara vurup sanal bozuk para ve anahtar topluyorsunuz, skorunuz hem uygulamada hem alandaki tablolarda tutuluyor. Mario Kart gezisinde AR başlıkla yarışıyorsunuz. Yani lunapark, bir oyunun içine girilen fiziksel bir seviyeye dönüşüyor.

VR tarafı daha çalkantılı. Alton Towers’ın Galactica‘sı gibi VR başlıklı coaster’lar büyük heyecan yarattı ama kapasite düşüklüğü ve donanım bakımı yüzünden bu yaklaşım yaygınlaşmadı.

Sonuç olarak:

Lunaparklar ile ekstrem sporlar arasında bir duvar yok, belki bir perde var. İkisi de aynı soruya cevap veriyor: Kontrollü bir korku, bizi neden bu kadar canlı hissettiriyor? Cevap şurada: ödül, ilerleme ve başarı hissini aynı anda veren her sistem, aslında bir oyundur. Biz de o tepede, sırf bunu hissetmek için kendi isteğimizle bekliyoruz.

Öykü Şakiroğlu – Eğitimci Yazar

Türkiye'de oyunlaştırma alanında uzmanlaşan eğitimci yazar. Gamfed Türkiye temsilcisi,10 yılı aşkın süredir oyunlaştırmanın ilk kavramsallaştığı dönemden bu yana 100'lerce oyunlaştırma projesinde danışmanlık yapmış,binlerce kişiye seminer ve eğitim vermiş. Bahçeşehir Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmış. Yaşadığı Fethiye bölgesinde ücretsiz Lidea isimli girişimcilik programını yönetiyor.

Yorum gönder

You May Have Missed