Gamfed Türkiye Kitap Kulübü sunar: The Sistem – Abdullah Reha Nazlı
“Gelişimim önündeki en büyük engel eğitimim olmuştur.
Albert Einstein
Okul’un Eğitimi: Öğretme yoktur öğrenme vardır:
Fransız edebiyat uzmanı Joseph Jacotot, 1815 yılında Hollanda Kralı’nın davetiyle Hollanda’da ders vermeye başlar. Buraya kadar herşey çok güzeldir. Ancak derse girdiğinde öğrencilerin bir kelime bir Fransızca bilmediğini görür. Kendisi de hollandaca bilmeyen Jacotot, 2 dilde de olan bir eser arar ve Fenolon’un Telemak isimli eserini 2 dilde de bulur. Öğrencilerine her ders 1 sayfayı önce kendi dilleri Hollandaca, sonra da Fransızca okumalarını söyler. Bir dönem bu şekilde biter ve en sonunda çocuklardan Fransızca bir kitabın sunumunu yapmalarını ister. Çok büyük saçmalama beklerken çocuklar oldukça başarılı bir sunum uyaparlar. Bu felsefik deney aslında bir öğretmenin kendisinin de bilmediği bir konu için doğru ortam ve yönlendirmelerle kendisinin de öğrenerek o konuyu öğrenmelerini sağlaması muhtemeldir.
Genel olarak günümüzdeki gibi bir mantıkla, bir konuda bilgisi daha geniş bir kişinin merkezde olduğu onun aktarımları üzerinden karşıdakilerin bire bir öğrenmesi planlanmıştır. Tarihe baktığımızda ise usta-çırak ilişkisi, medrese, kütüphane ve akademilerde hep bir bilen vardır ancak daha çok “öğrenme ortamı” ile öğrenen kendi yöntemlerini bulur.
Ivan Illich’in “Okulsuz toplum” kitabında aslında öğrenmeden çok öğretme amaç olmuştur. Öğretmenin amacı öğrencilerin seviyelerine inerek onların öğrenmelerini sağlayacak şekilde aktarım yapması ve kendi bilgi seviyesine getirmek olarak aktarılır.
Ranciere Eğitim sisteminin aslında öğretmenin zekası ile değil oradaki kaynak kitapla öğrencinin zekasını eşleştirmenin amaç olması gerektiği, öğretmenin zekasının buradaki köprü olması gerektiğinden bahseder.
Jacotot, Fransızca’yı bir kitaptan öğrettikten sonra daha da iler gitmiştir. Kendisinin de bilmediği keman, piyano gibi dersler için de kaynaklar üzerinden beraber öğrenmenin metodlarını beraber keşfetmeyi ister. Her ders başı bu derste de size öğretecek bir bilgim olmayan konuda çalışacağız dediği için adı “Cahil Hoca” olarak kalır. Aynı addaki kitabı da tavsiye ederiz.
Newton, kısa bir süre üniversitede ders vermiş ancak kendi bildiklerini neredeyse %1’ni bile aktaramamış, müdürü Willliam Bynum en düşük puanlı eğitmen olduğunu paylaşır. Newton’un da savunması “ben de hiç bir bilgimi bir hocadan öğrenmedim hep kendim öğrendim” olmuştur.
Sir Ken Robinson’a göre öğretmenin geleneksel kadim dönemlerden bugünkü teknoloji odaklı sınıflarda da görevi, öğrencilerin öğrenmek isteyeceği konuyla ilgili ortam oluşturmaktır. İyi ve kötü öğretmeni ayırabilecek şey bu koşulları oluşturabilmektir.
Konuşmak gibi karmaşık bir davranışı öğrenen her şeyi öğrenebilir der Ken Robinson ve eğitimi en güzel tarımla karşılaştırabiliriz der. Bahçıvanlar bitkileri yetiştirmediklerini bilirler, ancak gerekli toprak, temizlik, su,güneş gibi ortamları devamlı sağlarlar.
Bir kuş türünün yavrusu yuvasından uzaklaştırıldı ve ötmeyi öğrenmesi gözlendi. Başka kuşlardan duysa da ebeveyninden duymadıkça ötmeyi öğrenemedi. Demekki ebeveyninden almak üzere içgüdüsel bir öğrenme akışı olduğu keşfedildi.
İnsanın bilinçdışı bilincinin taşıyamacağı kadar şeyi saklar.Bir basketbol oynunundaki hareket bilinçdışı öğrenilmiştir. Su taşımak kadar basit bir davranışımız da bilinçdışı tarafından çok daha iyi yönetilir, o yüzden suyun içine bakarsanız bilinç devreye girer ve su genelde dökülebilir. En iyi öğrenme bilinçaltına geçen öğrenmedir ve bunun için aynı kuşlardaki gibi varolan bildiğimiz duyular yeterli gelmeyebilir. Blinçdışımızın ön izlemeleri genelde rüyalar olmaktadır.
Ancak eğitim sistemi sadece bilinç ile ilgilenir çünkü gerçektir, ulaşılabilir, ölçülebilir. Eğitim ölçülebilir ve takip edilebilir ve süre ile kısıtlanmalıdır çünkü fabrika sistemleri gibi aslında sadece öğrenme için değil sistemin önemli bir ekonomik amacıdır.
Öğrenme ,öğrenilecek hedefin ilgisiz parçalar halinde öğretme gibi doğamıza uygun olmayan bir yöntem bullmuştur. Ses kelimesi için önce S sonrasında Se, ve en son Ses dememiz ve yazmamızı bekler. Halbuki bu direk ilgili değildir, yürümenin bir okulu olsa okullarda parmakları sayarak başlardık. Bernard Russell, okulların sadece sayı,harf ve problemlerle değil doğa,bitki ve toprakla desteklenmesi gerektiğini söyler.
Parçaları birleştirme aslında bizim “akıl yürütmemizi sağlar”. Kant’a göre anlayış genel ve özel arasındaki bağı kurmaya denir, akıl ise bu bağlantıyı anlama gücüdür.
Salman Khan öğrenmenin en iyi yolunun kavramları birbiriyle ilişkilendirmek olduğunu söyler. Öğrenmek aslında beyinde fiziksel değişimlere yol açıyor. Öğrenme sürecine ne kadar nöron girerse o kadar kalıcı oluyor, unutmak dediğimiz şey ise aslında bu bağlantıların yerine başkası geçmesi.
Beyin korteksin her yönünü bu şekilde öğrenmelerle kullanmamışsanız uzmanlığınız sınırlayıcı olabilir. “Bazen uzmanlar çuvalladığında çözüm çaylakların bakış açısında olabilir.” Mesleki körleşme dediğimiz şeye “Einstellung Etkisi” olarak çağrılır, satranç oyununda tek çözümü olan bir oyunda tüm ustalar iyi işler çıkarırken, iilk çözümü yaptıktan sonra 2.çözüm istendiğinde genellikle ustaların aklı hep varolan çözümde kalırken çaylaklar ustalara göre çok daha hızlı 2.çözümleri görebilmektedir. Beynimiz bir ilişki kuramadığında öğrenmeye kapanır.
“Eğitim, Sabahları Okula Gitmektir. “

Tarihin ilk okullarından birisi Platon’un “Akademisi” olmuş ve kapısında “Geometri bilmeyen giremez” yazılıdırı. Bu okulda aslında amaç birlikte öğrenmeydi. Konular vardı ancak yaş,bilgi seviyesi ya da diğer unsurlardan bağımsız öğreniliyordu.
Prusya, 18.yüzyılda ilk kez “zorunlu eğitim” getirdi.Kendini “asker-millet” olarak tanıtan bu devlet askerde olan vatandaşların çocuklarına da bir amaç için belli bir yaşa kadar sabit bir müfredattan eğitimi zorunlu hale getirdi. Sonrasında sanayileşen bir çok devlet buradaki alınan okullardaki hedeflerin onlar için iyi bir ekonomi döngüsü de yaratabileceğinden aynen korudular. Kitlesel okul eğitimlerinin önemli araçlarından birisi de modern sanayii devleti için çalışacak insanlar yetiştirmek oldu.
Ken Robinson, sanayii devrimiyle aslında endüstriyel ihtiyacımız olan malzemeleri çokça ve ucuza yapmak olarak görüyordu. Bu mantığı aynen eğitime uygularsak yine birbirinin aynısı düşünen ve oldukça düşük maliyetlerle ucuz bilgilerle donanmış insanlar olacaktı bir çarklı gibi.
Okullar ayrıca yaşama hazırlığı zorlaştırmakta, zeki olanlara devamlı yeni hedefler vererek hem ekonomiye katkılarını hızlandırıyor, yüksek öğretime de devam edecemeyecekleri de hızlıca temel eğitimle insan normlarını gösterip işçi olmalısın mesajıyla sistemin içine atıyor.
Beynin çalışmasında da profental korteks kritik kararlarda devreye girer. Prefontal korteksin sürece dahil olması her daim en iyi senaryo değildir, nöron yollarından akım geçirirken yavaşlatır. Korteks ayrıca yeterince otomatik işlem yürütmezse de prefontal korteks hayatta kalmak adına bir çok lüzumsuz düşünce geliştirebilir. Günümüzün çoğunun korteksimiz ilkel beyinle geçirmek üzere, kritik anlarda prefontal korteksle müdahale etme üzerinde aşağıdaki görselde incelenebilir
Elinize çay taşırken kolunuzda da saat varken birisi saat sorarsa zaten taşıma ve saate bakma gibi gün içinde çokça yapılan işler korteks’te olduğundan, çay tutan saatli elinizi döndürürsünüz ve prefontal doğru anda devreye giremezse çay dökülür 🙂
Prefontal Korteks yani kontrollü kararlar almamzı sağlayan beynimizin akıllı düşünme ve planlama bölgesini iki şekilde oyalayabilirisiniz: korteksi aşırı kullanarak ya da yeni takvimler-hedefler vererek. Böylelikle hedefe kitlenen prefontal korteks aradaki görevleri hemen otomatik beyine teslim etme meyilindedir. Sistem içinde bu hedefleri çok uzun hatta belirsiz tutarak tamamıyle her gün tarla süren, pano yapıştıran, lastik şişiren ve kahve dolduran birileri olacaktır. Sistem bundan dolayı yürümekte, bu kişiler size sabah saat 8’de kahvenizi aslında içinde sadece kahve çekirdekleri değil bu sistem içinde bu prefontal korteksi kendisinin bile hatırlayamadığı bir hedefle oyalanan, bir kişinin eğitimi, emeği, uykusuzluğu hatta ailesinden uzak kalışıda dahildir. Can sıkıntısı ve hedefsizlikle uğraştıran prefontal korteks yerine daha garantili bu tarz seçimler yaptırmaktadır.
Tüm gün sadece korteksimizle rutinde bir iş yapıyorsak, hedeflerimiz de hep küçük kalıyorsa kontrol ihtiyacı hissetmiyorsak aslında yorulmuyoruz da. İlkel beynimiz resmen enerji saklıyor.
Evrimsel olarak ta bu mantıklı geliyor, saklanırken korteksle idare edebilecekken avlanırken mutlaka prefontal korteks devreye girecek. Bir kurye tüm gün teslimat yaparken bir yandan yine kurye oyunu gibi olan “Temple Run” oyunu oynamaktadır çünkü oyunlarda devamlı bir değişkenlik olmasından dolayı “prefontal korteks uzun dönem aktif” oynarız.
Standartlar Ortalama İnsan içindir:
Standart ve ortalama ile ölçmeler ne yazıkki ne zekamızı ne de herhangi bir farklılığımızı ölçememekte. Hatta bu ortalamalar için gerekli ön hazırlıklar mesela yaş, boy vs gibi seçilirken aslında insanların potansiyellerini engelliyoruz. Malcolm Gladwell “outliers – sıra dışılar” kitabında ocak-şubat-mart gibi aylarda doğanların neden daha başarılı olduğunu aslında Ekim-kasım-aralık gibi aylarda doğanların bir sonraki sene alınmasından dolayı devamlı “sen daha yetişmemişsin,başaramıcaksın” sözlerinden dolayı sporda olumsuz etkilendiklerinden bahseder.
Üniversite notlarında başarılı olan bir çok IQ testinde de en üst çıkan insanlar gerçek hayatta ne yazıkki diğer alternatif kişilere göre daha başarılı olamamakta. Yani okul zekanın bir dikeyini ölçebilmekte ancak çoklu zekayı ölçememekte.
Öğrenmenin Tek ve Normal bir yolu yoktur:
Yakın zamanda yapılan bir akademik araştırmada 400’den fazla bebeğin yürümeyi dış müdahale olmadan öğrenmesi takip edildi. Neredeyse tümü 400 farklı yöntemle bazıları direk kalkmaya çalışarak bazıları geri geri emekleyerek bazıları da oldukça yavaş ancak sonradan hızlanarak yürümeyi öğrendikleri görüldü, en temel öğrenimimizin tek bir yöntemi yoktu.
2000’li yılların başında Google Amerika’da en iyi notlarla girilen en seçkin iş yerlerinden biri oldu. SAT isimli -Amerika’daki akademik değerlendirme testi- ile iş başvuruları değerlendiriliyordu. En yüksek puanlıları alınsa da google bu yöntemden dolayı daha düşük puanlı ancak sonradan kadrosuna katmayı çok istediği bir çok yeteneği kaçırdığını gördü. Yüksek puanla alınanların da çoğunda sorun olmasa da oralarda da sıkıntılar görülüyordu. 2004 yılında Todd Carlisle isimli Insan Kaynakları çalışanı yöneticilerle de çalışarak hali hazırda değerli görülen çalışanların ne unsurları değerli ve farklılaşıyor diyerek 300 kadar faktörle destekleyici bir değerlendirme aşaması daha geliştirdi. Burada “bilgisayara ilk kez ilgi duyma yaşı,gönüllülük ile yapmayı tercih ettikler i işler, hobileri ve oradaki başarıları” gibi unsurlar gelmekteydi. Bu değerlendirme üzerinden yeniden varolan çalışanlar değerlendirildiğinde yine aynı kişiler SAT notları gibi yüksek çıkıyordu. Her iş için ayrı bir özellikle SAT dışında da bir değerlendirme böylece şart oldu. “Beni ve Google’daki tüm yöneticileri asıl şaşırtan tüm verileri analiz ettiğimizde Google’daki pozisyonların çoğu için ortak bir yetkinlik bulamayışımızdı.Bir alanda değerli olan risk alma gibi bir yetkinlik diğer tarafta elenme nedeniydi. Yeteneğe tek boyutlu yaklaşım ne yazıkki kolaycı ve başarısız bir modeldi.
Google’daki bu değişim Microsoft’ta da hemen karşılık buldu ve Microsoft bu standar SAT tarzı puanlarla işe alım yaptıkları dönemi “Kayıp 10 Yıl” olarak adlandırarak büyük ses getirmiştir. Zekayı puan ile değerlendirmek dünyadaki tüm hayvanları kiloları ya da hızlarına göre kategorize etmek gibidir. Ölçme doğrudur ancak değerlendirme eksiktir.
Ortalamacı ve kolaycı sanayii sistemlerine standart çalışan yetiştirmek üzere notlama sistemiyle geliştirilen modeli herkes kolayca sahiplendi.Ancak İstatistikçi Walter Heler derki “ortalamacıların zihniyeti bir eliniz kızgın bir sobadaysa diğer elinizde de buz tutuyorsanız sorun olmadığını söyler.” Zayıf ve sıkıntılı alanları güçlü yanlarımızla kapatmak ortalamacıların verdiği en yanlış mesajlardandır.
Eğitim sisteminin en büyük eksiği zeka ve akılı ayıramamasıdır.
Gamfed Türkiye Kitap Kulübü tarafından özeti çıkartılmıştır.
Kitabı incelemek için : https://reha.us/products/the-sistem



Yorum gönder