Gamfed Türkiye Kaptanı Duygu Aktuna yazıyor: Hayat Bir RPG Olsaydı: Yan görevler, Ana Hikâye ve Burnout (tükenmişlik) Yönetimi
Hayal edin bir kere, hayat bir RPG (Rol Yapma Oyunu) olsaydı nasıl olurdu…
Hayatımızın bir “Save (kayıt)” düğmesi olsaydı; tuşa basıp en sağlıklı, en başarılı, en iyi halimizi sabitleseydik. Sonra geri dönüp önümüze çıkan her yolu korkusuzca deneyebilseydik. Mesela üniversite tercihimizi tekrar tekrar yapıp, ruhumuzu en çok doyuran alanda karar kılsaydık. Ya da o kırıcı cümleyi sarf etmeden önce bir kayıt oluştursak, kimseyi üzmeyecek o alternatif kelimeleri hazırlayabilseydik.
Ancak bizi bu simülasyon dünyasına çeken asıl güç sadece “hata telafisi” değil, Özerklik ihtiyacımızdır. Psikolojide Self-Determination Theory (Özerklik Kuramı) olarak bilinen bu kavram, insanın kendi kararlarını verme ve kendi hikâyesinin mimarı olma arzusunu anlatır. Oyunlarda bizi ekrana bağlayan o temel mekanik aslında hayattaki en büyük açlığımızdır: “Ana hikâyemizi” toplumun dikte ettiğinden ziyade, kendi hür tercihlerimizle yazabilmek.
Zihinsel Musluklar ve Zeigarnik Etkisi
Neden bazen yarım bıraktığımız en ufak bir telefon görüşmesi veya masada duran o bitmemiş rapor gece uykumuzu kaçırıyor? Psikolojide buna Zeigarnik Etkisi deniyor. Zihnimiz, tamamlanmamış işleri tıpkı açık kalmış bir musluk gibi görür; o su damladıkça bizim hayat enerjimiz de sessizce tükenir. Her açık dosya, zanaatkârın masasında biriken tozlar gibi dikkatimizi dağıtır.
Burada dürüst olalım: Her yan göreve “evet” demek, aslında ana hikâyenizden yakıt çalmaktır. Enerjimiz ve zamanımız sınırsız bir kuyu değil, aksine bir mühendis titizliğiyle yönetilmesi gereken kısıtlı bir sermayedir. Eğer her yan görevi heybemize doldurursak, asıl hedefe vardığımızda yorgunluktan dizlerimizin bağı çözülür. İşte bu noktada oyunlardaki “Rested XP” (Dinlenme Primi) kavramı devreye girer. Toprağın nadasa bırakılması gibi, durmak aslında bir vakit kaybı değil; enerji barınızı doldurup bir sonraki zorlu aşamaya daha güçlü bir giriş yapmak için yapılan stratejik bir yatırımdır.
Peki, neden bazı işler bizi heyecanlandırırken bazıları bizi tüketiyor? Cevap, Akış Teorisi’nde gizli. Psikolog Mihaly Csikszentmihalyi’ye göre; bir kahramanın yaptığı işe tamamen daldığı o “zamansızlık” bölgesi, zorluk ve beceri arasındaki ince dengede saklıdır.
Eğer önünüzdeki işin zorluğu, mevcut becerilerinizin ve donanımınızın çok üzerindeyse, sistem alarm verir; bu önce kaygıya, sonra Burnout’a (tükenmişliğe) yol açar. Tıpkı bir çırağın henüz hazır değilken devasa bir heykel yapmaya zorlanması gibi… Tükenmişlik hissettiğinizde bir an durup kendinize sormalısınız: “Şu an karşımdaki canavar mı çok güçlü, yoksa ben bu seviye için gerekli ekipmanlara (eğitim, destek, dinlenme) henüz sahip değil miyim?”
Tercih ettiğiniz yol ne olursa olsun, temel konu sizin stratejinizdir. Amaç; yan görevlerle heybenize eklediğiniz o aletlerle, önünüzdeki haritada varmak istediğiniz noktaya tükenmeden ilerlemek ve ana hikâyeyi tamamlayabilmektir. Tıpkı hayat gibi…

Şimdi sormama izin verin: Şu an hayatınızın hangi yan görevindesiniz? Ve envanterinizde, o zorlu bölümü geçmek için hangi “iksir” (sabır, cesaret, dinlenme veya belki de sadece bir dost sesi) eksik?
Gamfed Türkiye Kaptanı Duygu Aktuna‘nın katkılarıyla yazılmıştır.



Yorum gönder